text

OLDUĞUN YERE FIRLATILMAK
Merve Ünsal

Bu yazıyı, zamanın ‑en iyimser tabiriyle- tuhaf bir şekilde aktığı 2020 yılının sondan üçüncü gününde nihayetlendiriyorum.[1] Çoğu zaman yazının sonunda ve italik olarak girilen, yazarın hangi pencereden dışarıya bakarak hayallere daldığını okurlara düşündüren notu en baştan, biraz çığlık atarak, biraz derin bir nefes almaya çalışarak girişte yazmamın nedeni bu metnin çıkış noktası olan Yer-Değiştirmek’in tarihsiz bir gazete olarak zamanın kuyusunu kazdığını, kendi zaman farkındalığıma nifak soktuğunu düşünmem.

Başlayayım, tekrar.

Edward Said’e[2] göre başlamak yöntemini oluşturan bir araçtır. Yani, niyet ve yöntem başlangıçta üst üste biner (Said’in geç kalmışlıkla ilgili, farklı bir tonda yazılmış metinleri düşünülürse,[3] bu niyetli başlamanın, belli bir çizgisel zaman algısına tekabül etmesinin sancısını kendisi de çekmiştir. O yüzden ben de çek(tir)meyeceğim). Başlangıca işaret eden ama zamandan kendini koparan bir metinsel-üretimsel yaklaşım ise, aslında metnin doğasında olan o oturmamışlıkla hemhal olma çabasına işaret eder.

Yer-Değiştirmek’le içindeki üç metin üzerinden bir sacayağı oluşturarak ilişki kurmaya çabalayabilirim. Bu üç metni seçmemin iki nedeni var: Birincisi, gazete nesnesini okumanın getirdiği evirip çevirip gözün seçmesine izin verme sonucunda ilk okuduğum metinlerin bu üçü olması ki metinlerarasılığa vurgu yapan bu işe ancak kendi biçiminin çağırdığı okuma tecrübesinin işaretlediği metinler üzerinden bir bakış önermek makul olabilir. İkincisi ise gazetenin aktarımdan spekülasyona kaydığı, Yer-Değiştirmek’in ortasındaki tireye tekabül eden anları bu üç metin ile imleyebileceğimi düşünmem.

Belki, ama daha değil.

Tabloid formatında basılan gazetenin kasap ya da cam kaplama kağıdı olarak yeniden işlevlendirileceğini baştan kabul etmiş bir tavrı benimsediğini düşündüğüm Yer-Değiştirmek (burada bilerek eylemi yazara-üreticiye değil de üretilmiş olan şeyin kendisine atfediyorum; Yer-Değiştirmek’in kendi eylemliliği olan bir iş olduğunu hissediyorum), geleceğin gündelik dili’nin işe dahil edilmiş her metne, görsele sinmiş olan kayganlık üzerinden aktarılabileceğinin ve hatta paylaşılabileceğinin bilincini taşıyor. Gündelik olanın sürekli geçmişte kaldığı ama bir taraftan da gelecekle ilgili tahayyüllerin yüklendiği haline bu iç içelikle vurgu yaparken ‘dil’i o halin tam üstüne yapıştırarak bu iç içeliğe çifte atıyor. Diğer bir deyişle, zamanın geçişiyle ilişkilendirdiğim bir mecrada (tabloid), o anın ötesine geçmeye çalışarak (gelecek), içinde olduğum kayganlığa işaret edip (gündelik), hepsini bir yer-ötesilikle ilişkilendirerek sadece ve sadece bu şekilde vücut bulabilecek bir zaman-metin-okur özdüşünümselliğini mümkün kılıyor; benim elimde kurşun kalem aradığım ipuçlarının iş dışında bir şeyle ilişkilenmeden kendilerinden mütevellit bir alan açmalarını sağlıyor.

Ne dedim.

Şunu diyorum:

Gazetede yer alan haberlerden Fantezi Avcıları’nda[4] anlatılan Gönüllü Yardımcı Kuvvetler üzerine düşünürken, önce Türkçe olarak Almanlardan bahsediliyor zannediyoruz; sonra birdenbire şu sıralar, eskidenler gibi zaman belirteçleri fark ettiriyor ki hikayenin geçtiği evren içinde bir kerteriz noktası, dolayısıyla zamanın aktığı bir yön var. Ama bu arada hikayenin öznesi yer değiştiriyor. Üçüncü çoğul şahıs olan onlar, biz oluyor. Eskiden bir sınırdan öteki tarafa geçerken kimse pasaport sormuyordu. Haber, bana benim ne zaman bu sınırları pasaportsuz geçer olduğumu düşündürüyor. Farkında olmadan kurmuş olduğumuz bu özdeşlik sonucu, birden Alman öğrencilerle Suriyeliler aşk yaşayarak yeni bir nesil doğurmaya başlıyorlar. Tam da bu noktada, sadece yazar olan Greta Wasserschloss[5] beni tersyüz ediyor; gıybetin karşı konulması güç cazibesine kapılıp meseleyle araya mesafe koyup kendinden uzaklaştırarak leziz bir okuma yapıyorum zannederek İsviçre’deki Almanları ayıplarken, birden sınırların olmadığı bir Avrupa’da kimlerle yeni nesil kuracağımı düşünmeye başlıyorum. Geleceğin tahayyülünün ortaklığı, o mesafesizlik, üst üste gelme hali tam da tabloid’lerin kendi formatına özgü, trafik kazasıyla ünlü birinin son aşkını aynı sayfada tüketebiliyor olmanın dayanılmaz hazzını bana metinsel bir şekilde yaşatıyor ama kaygılanıyorum da! Luzern’den yola çıkıp vardığım yer nasıl olur da benim geçmiş algımın nazarını birden kabak gibi önüme koyar? Wasserschloss benim okur olarak mesafe almamı engelliyor, kızıyorum! Gönüllü Yardımcı Kuvvetler’den bir farkım kalmıyor, kendime telsizle iletişim kuracak birilerini aramaya başlıyorum.

Fantezi Avcıları onları biz ve dolayısıyla ben yapıp beni geleceğe doğru fırlatırken, gazetede yer alan Lizor Garsonluk Yapmayı Reddettiği İçin Tutuklandı[6] başlıklı haber yer ile işi çarpıştırıyor. Prof. Dr. Mesut Lizor’un müşaade altında tutulmasına neden olmuş olduğu ima edilen, değişim programı bağlamında atanmış olduğu, Bornova’daki Şükrü Baba lokalinde garsonluk yapmayı reddetmesi, daha doğrusu sadece yer değiştirmemesi ve kendini üniversitedeki odasına kapatması, bir uyarı niteliğinde. ‘Zihinsel emekte aşırı birikme’nin sonuçları bir kasırgaya dönüşebiliyordu. Türkiye’de dev ideolojik değişimleri ve süreçleri çoğu zaman tek bir gece, bazen sabaha indirgeyen tarihler gibi (nasıl bir toplumsal tahayyüldür ki on yılların sonucu olan şiddetli değişimler ‘sabah ola hayrola’yla geçiştirilebilecek anlara sıkıştırılır), 17 Aralık Salı günü adresine uyarı yazısı gönderilen Lizor, zamanın hem içinde hem dışında kalmıştır. Geleceği hayal etmenin o geleceği çağırdığı, inşa edilen modellerin aslında geleceği dönüştürebileceğine dair bir korkunun izi olan yeri değiştirilen Lizor, yer-değiştirmek ile yeri değiştirilmek’in arasındaki farkı geleceği inşa edip etmemek olarak konumlandırıyor. Diğer bir deyişle, geleceğe dair olanı bugünle birlikte var etme çabasını bir iş olarak benimseyerek yer-değiştirmek, tek varoluş biçimine dönüşüyor.

Aynı metindeki Alis Harikalar Diyarında’daki algı Gilles Deleuze’ün[7] Alis’in ancak düştüğü zaman yüzeye vardığına dair teşhisiyle diyalog halinde sanki. Hito Steyerl’ın[8] ancak belli bir noktaya doğru düşüldüğü zaman düşüşün söz konusu olabileceği, böyle bir nokta yoksa bedenin serbestçe süzülüyor olacağını söylemesi Lizor ile birlikte tekrar ele alındığında deneyim ve yer arasındaki ilişkiyi, iş ve yer arasındaki ilişkiye geri çağırarak aslında gündeliğin içinde işin biricik yerinin siyasi potansiyelini sahiplenmenin bütüncül bir var oluş biçimi olabileceği öne sürülüyor.

Ütopya Zorunludur’un[9] 5. ayak notu ise aslında Yer-Değiştirmek’in kalbi. Lizor’un Bir Kayıp Nesne Olarak Ütopya’nın Adı yazısının Internet öncesi bir zamanda, www.insanokur.org sitesinde yer almış olma ihtimali zaten var olmayan bir şimdi ve şimdi-gerçeklikle bağımızı tamamen koparır. Ütopya Zorunludur ama yoktur. Ütopya’nın Adı Ütopya olmasa da vardır ama yitmiştir. Gündelik dil var olduğu gibi kaybolan bir nesneyken, gelecek yer yer değişir, işle yerin üzerine tünemeye çalışır. Velhasıl, Yerdeğiştirmek-Göre-İş’ kendi içinde yitkinlikle aşkınlığı birlikte barındıran bu dil de vertigoyu tetikleyen titrek bir cızırtı olarak kalmakta özgürdür.

 

 


 

[1] Ve yazının süreci Ocak 2021’den Şubat’ın ilk haftasına doğru sarkıyor. Yer-Değiştirmek’in idrakının ve yankılarının devam edeceğini farkında olarak metni AVTO’ya teslim ediyorum.

[2] Edward Said, Başlangıçlar: Niyet ve Yöntem, 2009, Metis Yayınları. Türkçesi: Ferit Burak Aydar.

[3] Edward Said, Geç Dönem Üslubu, 2008, Metis Yayınları. Türkçesi: Özge Çelik.

[4] Modern insan künyeli bir ilüstrasyonla görselleştirilmiş olan Fantezi Avcıları düz çizgisel anlatısıyla ayrıksı duran bir haber. İlk paragrafta Luzern kantonu anlatılıyor; daha sonra vatandaşların yedi yıl önce kendi aralarında kurduğu milis kuvvet GYK’den bahsediliyor ve yazının sonunda Alman öğrencilerle Suriyelilerin çocuklarının doğuracağı Avrupa 2089 hayaliyle son buluyor.

[5] Greta Wasserschloss diye biri aslında yok, yazarın kurgusu.

[6] Bu haber, kapakta yer alıyor, 2. sayfada devam ediyor. Haberin spotunda, “Felsefe profesörü Mesut Lizor (55) kendinden beklenmeyecek bir davranış sergileyerek herkesi şaşırttı. Hiç kimse onun kendi ilkelerini çiğneyeceğini düşünmezdi,” yer alıyor. Hüseyin Kandemir tarafından çekilmiş kapak fotoğrafında kalın çerçeveli gözlükleriyle, koyu renk bir pantolon, ceket ve kravat takan Lizor, kolundan tutmuş olan sivil giyimli, üniformaya benzeyen bir yelek giyen, güvenlik görevlisi olduğu söylenen ve yüzünün sadece yarısı gözüken biri tarafından merdivenden indiriliyor. Habere göre Ege Üniversitesi’nde felsefe desleri veren Prof. Dr. Mesut Lizor, değişim programı bağlamında tayin edildiği Şükrü Baba lokalinde garsonluk yapmayı reddetti. Kendi düşünsel üretiminden çıkan Rotasyon fikrine uymaya karşı gelen Lizor, Yer-Değiştirmek’in kendini sorgulayarak, kapaktaki konumu itibariyle de kendi imgesinin negatifini karalıyordu.

[7] Mustafa Çağlar Atmaca’nın Zamanın Yaratıkları’nda atıfta bulunduğu gibi, 17 Mayıs 2019, https://birikimdergisi.com/guncel/9513/zamanin-yaratiklari (son erişim tarihi: 1 Şubat 2021).

[8] Hito Steyerl, In Free Fall: A Thought Experiment on Vertical Perspective, e‑flux Journal #24, Nisan 2011.

[9] “Ütopya Zorunludur”, bir şemayla görselleştirilmiş, “İnsanın en temel arzusu yerdeğiştirmektir” alt başlığıyla sunulan bir ütopya şemasını dile getirme çabasıdır. Ütopya fikrini farklı düşünürler üzerinden aktaran metin, kendi ütopya inşasını da evrilen bir fikir olarak değil de var olanı tarif etmek üzerinden konumlandırır. Zarurete işaret eden başlık bir bildiri olarak da okunabilir.